link
 
ANKET
22 Temmuz 2007'de yapılacak Milletvekili Genel Seçiminde AK PARTİ'ye oy verecek misiniz?
 
Canlı kontakt için tıklayınız!
 
LİNKLER
AKP Genel Merkez
Seçmen kayıtları
Garantör yazılım
 
Sevgili Vatandaşlarım...

Aylık buluşmamızın başında sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Öncelikle bu ay 19 Mayıs'ta millet olarak birlik ve beraberlik içinde karşıladığımız Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını bu vesileyle bir kez daha kutluyorum.

En büyük mutluluğum, milli bayramlarımızın resmi törenlerle sınırlı kalmaması, milletimizin bir bütün halinde hissederek yaşaması, kutlamasıdır.

Bildiğiniz gibi ülkemizin geleceği, milletimizin beklentileri doğrultusunda başlattığımız değişim ve gelişme süreci adına, huzur ve istikrarımızın korunması adına son derece önemli bir seçim sürecinin başındayız.

Bu akşam seçim öncesindeki bu son ulusa sesleniş konuşmamda, hissiyatımı, duygularımı sizlerle paylaşmak, geleceğimiz adına çok belirleyici olduğuna inandığım ortak sorumluluklarımızı hatırlamak ve hatırlatmak istiyorum.

Hükümet olarak Türkiye’nin son dört buçuk yıllık dönem içinde attığı ileri adımları, hayatın her alanında aldığı mesafeleri ve nihayet yakalamış olduğu huzur ve istikrar ortamını son derece değerli kazanımlar olarak telakki ediyoruz.

Ülkemizin gerçekleri, yaşadığımız çağın gerekleri ve milletimizin beklentilerini karşılamak için başlattığımız değişim ve gelişme hamlesinin yarım kalmamasını, geleceğimiz açısından hayati derecede önemli buluyorum.

Gerek dünyanın gidişatı, gerekse bölgemizdeki gelişmeler, ülkemizdeki huzur ve istikrar ortamının korunmasının Türkiye için önümüzdeki dönemde çok daha fazla önem kazanacağını açıkça gösteriyor.

Türkiye’nin son dönemde ekonomide, siyasette, yönetim anlayışında, sosyal hizmet alanlarında, yatırımlarda ve dış meselelerde elde ettiği her kazanım ülkemize uzun yıllar sonra nihayet hâkim olan bu huzur ve istikrar ortamının eseridir.

Her vatandaşımızın elimizdeki en değerli servet olan bu huzur ve istikrar ortamının korunmasında, en az bizim kadar hassas olduğunu biliyor, milletimizin sağduyusuna, tarihimizin her döneminde bu topraklardan eksilmeyen aklıselime sonuna kadar inanıyor, güveniyorum.

Bu vesileyle önümüzdeki seçimlerin ülkemize hayırlar getirmesini, yapılacak bu önemli seçimin Türkiye’nin mutlu ve müreffeh geleceğine uzanan yolun kapısını sonuna kadar açmasını temenni ediyorum.

Demokratik rekabete katılan bütün siyasi partilerimize şimdiden başarılar diliyorum.
Siyasi partilerimizin hasım değil, sadece rakip olduklarını unutmayalım.
Hepsi, ülkemiz için, milletimiz için iyi ve doğru olanı yapmak iddiasıyla göreve talip olarak bu yarışta yer almaktadır.
Nihayet karar, aziz milletimizin, yani sizlerindir. 
Önümüzdeki demokratik yarış sürecinin bu anlayışla saygı, hoşgörü, huzur ve sağduyu içinde geçeceğine inanıyorum.
Seçmenlerin oy kullanmak üzere sandık başına gitmelerinin kutsal bir vatandaşlık görevi olduğunu da bu vesileyle hatırlatmak istiyorum.

Sevgili Vatandaşlarım...
Demokrasilerde hükümetler sandıkla işbaşına gelir, ama geldiği gibi de sandıkla gider.
Kendisini kimin idare edeceğine bizzat millet karar verir.
Onun için demokrasi, millete güvenmektir.
Milletin aklına, iradesine saygı duymaktır.
Hükümetler gelip geçicidir.
Kalıcı olan millettir, bayraktır, vatandır, devlettir.
Bizler bu makamlarda baki değiliz. 
Bugün bizim oturduğumuz koltuklarda dün başkaları vardı.
Bunu hiç bir zaman unutmadık.
Hep dedik ki, maksat baki olan bu kubbede hoş bir seda bırakmaktır.
Bizim gökkubbemiz, Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Bu gökkubbe altında birlik ve beraberliğimizi herşeyin üstünde tuttuk, bundan sonra da tutmaya devam edeceğiz.
Herşey Türkiye için, diyerek yola çıktık.
Vatanı, milleti sevmek ona hizmet etmekle olur, dedik.
Arkadaşlarımla birlikte Milletimize hizmet yolunda tarihi başarılara imza atmanın bahtiyarlığını yaşıyorum.
Ancak inanıyorum ki, en büyük hizmeti milletimizin birlik ve beraberliğine, cumhuriyetimize ve demokrasimize yaptık.
Biz, büyük düşünelim, milletimiz kazansın, Türkiye kazansın diye yola çıktık. 
Sorunlardan kaçan, üstünü örten anlayışların Türkiye’yi ne hale getirdiğini geçmişte hep beraber yaşadık, bunları hep birlikte gördük.
Biz, sorunların üstüne giderek Türkiye’yi ayak bağlarından, sırtındaki o yüklerden kurtarmanın mücadelesini veriyoruz.
Onun için ekonomik kalkınma ile demokratik reformları birlikte yürütüyoruz.
Onun için özgürlükler ve refah, birbirinden ayrılmaz ikiz kardeş gibidir, bunu böyle anlıyoruz.
Birinin olmadığı yerde diğerini bulmamız mümkün değildir.
Eğer bugün Türkiye, çatışma ve ihtilaflarla dolu bir bölgede refah ve istikrar unsuru olabildiyse, işte bu anlayışımız sayesindedir.
Kendi kendime en çok şunu soruyorum; bugün Türkiye’nin dünden çok daha iyi olmadığını kim söyleyebilir?
Biz, üç Y ile yani yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar ile mücadele edeceğimizi söyleyerek işbaşına geldik.
Bugün insanlarımızın dünden daha yoksul olduğunu, Türkiye'nin yolsuzluklar konusunda dünden daha kötü, özgürlüklerde dünden daha geri olduğunu söyleyebilmek mümkün mü?
Dar ve orta gelirliler ile üst gelir grubundakiler arasındaki makas bu dönemde daralmaya başlamıştır.
Milyonlarca insanımız yoksulluk sınırının altında yaşamaktan kurtularak orta sınıf bir hayat standardına doğru yürümeye başlamıştır.
Her gün bir yenisi patlayan yolsuzlukların, batık banka skandallarının, çetelerin, ihale mafyalarının sonu da bu dönemde gelmiştir.
Türkiye bir yasaklar ülkesi olmaktan çıkmış, özgürlükler en çok bu dönemde genişlemiştir.
Milli gelirimize, alım gücü rakamlarımıza baktığınızda; daha çok refah üretmekle kalmadığımızı, refahı daha çok yaygınlaştırma konusunda da sonuç almaya başladığımızı görürsünüz.
Benim 'demokrasinin direği' olarak gördüğüm 'orta tabaka', eriyip kaybolmuştu.
Şimdi böyle bir hayat standardının tekrar yaygınlaşmaya başladığını görüyoruz.
Orta tabaka hayat standardı, benim için, kaliteli ve ulaşılabilir bir eğitim ve sağlık hizmeti, gerçekleştirilebilir bir ev ve araba hayali demektir. 
Dün hayal olanlar bugün milyonlarca insanımız için gerçeğe dönüşmüş, kalan milyonlar için de ulaşılabilir hale gelmiştir.
İşte o dünün umutsuzluk, karamsarlık ve korku ülkesi olan Türkiye'nin bugün bir umutlar, imkanlar ve fırsatlar ülkesi haline geliş öyküsü budur.
Bütün bunları bir tek şey için anlatıyorum; o da, umutlarımızı canlı tutmaktır.
Gelişmenin, ilerlemenin, daha iyi bir hayatın önünde bir engel varsa bana göre o da, karamsarlıktır, umutsuzluktur.
Bugünlerde yeniden böyle bir havanın yayılmak istendiğini görüyorum.
Açık söylüyorum; önümüzdeki en büyük tehlike bu havaya teslim olmaktır.
Bu Türkiye'ye, kendi kendimize yapacağımız en büyük haksızlık olacaktır.
Başta da söyledim, hükümetler gelip geçer, aslolan umutlarımızı, gelecek ideallerimizi kaybetmemektir.
Birlik ve beraberliğimizi, toplumsal huzur ve barışımızı herşeyin üstünde tutmak mecburiyetindeyiz.

Değerli Kardeşlerim,
Türkiye bir çok açıdan tarihi bir dönemden geçiyor.
Etrafımızda olup bitenlere baktığınızda bunu görürsünüz.
Zor bir zamanda yaşıyoruz.
Bu süreç, zorluklarının yanında önümüze çok önemli imkan ve fırsatlar çıkarmış bulunuyor.
Daha önce de ifade ettim, çok açık söylüyorum, bu imkan ve fırsatları değerlendirebilirsek, tarihi ve coğrafi sorumluluklarımızın gereğini yerine getirebilirsek millet olarak bizi çok parlak bir gelecek bekliyor.
İçinde yaşadığımız bölge bugün dünya siyasetinin oyun sahası haline gelmiştir.
Küresel güç mücadeleleri bu bölgede, bizim mahallemizde yaşanmaktadır.
Bütün olumsuzluklarıyla birlikte dünyanın ve bölgemizin bu yeni şartları bizi yeniden öne çıkarıyor.
21. yüzyılın imkan ve fırsatlarını değerlendirmekten Türk milletini alıkoyacak bir şey varsa o da, içe kapanmacı, izolasyonist anlayışlardır.
O da, birlik ve beraberliğimizi bozan, bizi kendi içinde kavgalı, tartışmalı bir toplum haline getirmek isteyen anlayışlardır.
İşte, önümüzdeki en büyük tuzak budur.
Gerek karşı karşıya bulunduğumuz zorlukları aşmanın, gerekse ayağımıza gelen tarihi fırsatları değerlendirmenin tek yolu toplumsal barışımızı güçlendirmektir.
Aykırı sesler kimseyi yanıltmasın.
Farklılıklarımız, ortak değerlerimizde birleşmeye mani değildir.
84 yıllık Cumhuriyet rejimimiz milletimizle kucaklaşmayı başarmıştır; milletimiz de demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet değerlerimizin sahibidir.
Atatürk, aziz milletimizin her bir ferdini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı temelinde birleştirmeyi başarmıştır.
Dün Cumhuriyetimizi kurarken nasıl ortak değerlerimiz ve hedeflerimiz etrafında birleşmeyi başardıysak bugün de bir ve beraber olmak durumundayız.
Cumhuriyetimizin modernleşme, çağdaşlaşma projesinin bana göre en büyük başarısı bu olmuştur.
Başta da söyledim, inanıyorum ki, son 4.5 yılda bu başarıya arkadaşlarımızla birlikte bizler de çok büyük katkılarda bulunduk.
Atatürk ilkelerini, Cumhuriyet değerlerimizi her türlü gündelik siyasi tartışmanın üzerinde tutarak, ayrıştırıcı değil birleştirici, milletimizin bütün fertlerini kucaklayan bir mutabakat zemini haline getirmek için çalıştık.
Onun için siyasi ve ekonomik istikrarı sağlamlaştırdıktan sonra yeni dönem önceliğimizi sosyal istikrarı güçlendirmek olarak belirledik.
Sosyal istikrar, toplumsal barış demektir.
Önümüzdeki süreci bu anlamda toplumsal zaaflarımızı giderecek, barışımızı kuvvetlendirecek bir sosyal restorasyon süreci olarak görüyorum. Bunu defalarca vurguladım.
Cumhuriyetimizi daha yükseklere taşıyacak olan birlik ve beraberliğimizi, toplumsal barışımızı ancak bu şekilde güçlendirebiliriz.
Türkiye, etnik kökeni, inancı, bölgesi, düşünce ve cinsiyeti ayırt edilmeksizin bütün vatandaşlarıyla barışık bir toplum olmalıdır.
Uzun yıllardır mücadele ettiğimiz bölücü terörün zeminini kurutacak olan da budur.
Milletimizin devletiyle olan vatandaşlık bağlarını güçlendirmenin, güven ve sadakat ilişkisini sağlamlaştırmanın yolu da buradan geçmektedir.
Unutmayalım ki, birlik ve bütünlüğümüzün güvencesi, devlet-millet kucaklaşmasıdır.
Devletimiz, hiçbir ayrıma gitmeksizin vatandaşlarımızı kucaklayacak, şüphe duvarları aradan kalkacak, vatandaşlarımız da devletimize güvenecektir.
Birlik ve bütünlüğümüze yönelik tehditler dün olduğu kadar bugün de vardır.
Elbette devletimiz, hukuk zemininde birlik ve bütünlüğümüze yönelik tehditlerle mücadele edecek, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini koruyacaktır.
Bölücü terörle de, aşırı uçlarla da mücadelemiz devam edecektir.
Bunun için gerekli imkan ve kabiliyetlere sahibiz.
Ancak bunu yaparken insanlarımızı aşırı uçlara itmek yerine kazanmayı esas alan kucaklayıcı, birleştirici bir dil ve yöntem kullanmak mecburiyetindeyiz.

Sevgili Vatandaşlarım,
Asrın fırsatlarını değerlendirebilmek için içeride toplumsal barışımızı güçlendirirken, dışarıda da tarihi ve coğrafi sorumluluklarımızı yerine getirmek durumundayız.
Bölgemizde de, dünyamızda da barış ve istikrara yapacağımız katkıları reddedemeyiz.
Daha önce de çokça ifade ettim.
Türkiye’nin içinden geçtiği tarihi süreci yanlış analiz edenler zaman zaman içe kapanmacı sloganlar atıyorlar.
Türkiye, içe kapanmakla dışa açılmak arasında bir tercih yapmak durumunda değildir.
Hiç kimse yanlış bir vehme kapılmasın; sadece sınırlarımızın güvenliğini sağlayarak, kendimizi dünyanın geri kalanından izole ederek çıkarlarımızı korumamız bugünün dünyasında mümkün değildir.
Aramızda coğrafi mesafeler olsa dahi bugün hiçbir ülkenin menfaatleri, diğerlerinden ayrı düşünülemez durumdadır.
Küreselleşme dediğimiz gerçek işte budur.
Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma felsefesi, özgür ve müreffeh dünyanın bir parçası, saygın bir üyesi olmayı hedeflemiştir.
Biz, bugün de bu hedefin takipçisiyiz.
İnanıyorum ki, bu hedefe de her zamankinden çok daha yakın bir noktada bulunuyoruz.
Arzumuz, gayemiz, insanımızı çağın en ileri refah ve özgürlük standartlarına kavuşturmaktır.
Türkiye medeni milletler arasında layık olduğu yeri almaktadır.
Dün, Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında bunun göstergesi, yurdumuzu bir baştan bir başa demir ağlarla örmekti.
Bugün ise, çağdaşlaşmanın kriteri, bilgisayarsız ev ve okul bırakmamaktır.
Yurdu baştan başa internet ağlarıyla örmektir.
İşte biz bunu başarıyoruz.
AB üyeliği, taşıdığı anlam bakımından Cumhuriyetimizin kuruluş ideali olan çağdaşlaşma hedefinin bir tezahürüdür.
Bu süreçte rehberimiz, ortak akıldır, milletimizin değişim iradesidir, ülkemizin yüksek menfaatleridir.

Değerli Vatandaşlarım...
Türkiye’nin önümüzdeki 20 yılını, 30 yılını bugünden şekillendirmenin, sizlere ve çocuklarınıza başı dik, zengin, müreffeh bir Türkiye bırakmanın hesabını yapıyoruz.
Bunu yaparken, uzağı görmekten yakını göremez hale gelenlerden de olmuyoruz.
Son dört buçuk yıllık dönemde adım adım hayata geçirilen büyük değişimin mimarları ve taşıyıcıları sizlersiniz, sizlerin gücünüzle, sizlerin inancınızla, sizlerin büyük Türkiye sevdanızla bugünlere geldik.
Türkiye büyük bir hızla karanlık günleri, kayıp yılları ardında bırakarak pırıl pırıl parlayan bir geleceğe doğru yola çıkmıştır, bu yoldan dönüş olmayacaktır.
Bu süreç, Türkiye’nin kalkınmasına, ilerlemesine, zenginleşmesine, güçlü bir devlet olmasına giden süreçtir.
Bakınız, Türkiye ekonomisi tam 20 dönemdir üst üste büyüyor.
Bu, tarihimizde daha önce hiç yaşanmamış bir gelişmedir.
Türkiye’nin borçları, 2005 ve 2006 yıllarında azalma gösterdi, bunun da tarihimizde bir örneği yoktur.
Burada altını çizerek bir konuyu vurgulamak durumundayım.
Kamu net borç stoku yani devletin borcu dendiği zaman bu borcun miktarının artması olarak olay değerlendirilemez. Devletlerin borçları gelirleriyle mukayese edilmek suretiyle belirlenir.
Bizim milli gelirimiz nedir? Borcumuz nedir? Bunu birbirine oranladığımız zaman bu oran artıyor mu? Eksiliyor mu? İşte göreve geldiğimiz de bu oran % 90’dı. Şimdi ise Maastricht kriterlerini yakaladık. Bu denli bir inişe geçmiş durumdayız. Türkiye artık güçlü bir ülke. Eğer biz devletin borcuna bakacak olursak dünyanın en borçlu ülkesi Amerika, en borçlu ülkelerinden bir tanesi Japonya, Almanya. Ama milli gelirleriyle mukayese edildiğinde durumun hiç de öyle olmadığını görüyorsunuz.
İhracatımız son ay 94 milyar Doları yakaladı, 79 yılda 36 milyar Dolar ama dört buçuk yılda bakın bunun üzerine koyduğumuz rakam 58 milyar Dolar ve şimdi hamdolsun 94 milyar Doları yakaladık ve bu yıl sonu itibarıyla 100 milyar Doları hedefledik.
Doğrudan uluslararası yatırımlar 20 milyar Doları yakaladı geçen yıl sonu itibariyle. Bu yıl ise ilk 4 ayda 14 milyar Doları yakaladık. Bu yatırımlar fabrikadır, bunlar bankadır, bunlar çeşitli birçok yatırımlarla ülkemize gelen küresel sermayedir.
Turizm gelirlerimiz 18 milyar Doları aştı.
Millet olarak bu gelişme seviyelerine de ilk defa şahit oluyoruz.
Milli paramızdan 6 sıfırı bir defada attık, olmaz diyorlardı yaptık, eğer bunu yaparsanız enflasyon patlar diyorlardı tam aksine çatladı tek haneli rakama düştü, % 30’un üzerindeyken tek haneli rakama geldi. Geçmişe bakarsanız sadece eklenen sıfırları görebilirsiniz.
Ve enflasyon tek haneli oranlara indi, inşallah bundan sonra böyle devam edecek. Bunun bir başka örneği bundan 35 yıl öncesindedir.
Gören gözler için Türkiye’nin tarihi bir değişim, gelişim ve ilerleme içinde olduğu ayan beyan ortadadır.
Türkiye’nin doğusuyla batısını, kuzeyiyle güneyini bir gören, azı çokla, yoksulluğu zenginlikle, mahrumiyeti nimetle dengelemenin gayretinde, gelir adaletini temin etmeyi en temel önceliklerinden biri sayan bir anlayışla yola çıktık, böyle çalıştık.
Gerek ekonomideki, gerek sosyal ve siyasi alanlardaki inanılmaz değişimiyle bütün dünyayı şaşırtan, 2000’li yılların yıldız ülkesi olduğu ifade edilen, barışın, hoşgörünün, medeniyetler yakınlaşmasının mimarları arasına giren, büyüklüğüne yakışan yepyeni bir Türkiye var.
Bunlar bugün başardıklarımız, inşallah çok daha güzel hedefleri gerçeğe dönüştürecek, Türkiye’yi bir daha asla o karanlık girdaplara kapılmayacak bir ülke haline getireceğiz.
Kimle? Milletimizle.
Kimle? Sizlerle.
Türkiye çok daha güzel, çok daha aydınlık bir geleceğin altyapısını bugünden hazırlıyor.
Ben en kısa zamanda dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yerimizi alacağımıza bütün samimiyetimle inanıyorum.
Yeter ki biz Türkiye’nin geleceğine inanalım, güvenelim.
Yeter ki el ele verelim, ortak hedefler etrafında birleşelim.
Yeter ki birbirimize ve ülkemize bağlılığımızı, huzur ve istikrarımızı, yönümüzü ve hedeflerimizi yitirmeyelim.
Allah’ın izniyle millet olarak önümüze koyduğumuz bütün hedefleri tek tek tutturmamız mümkün olacaktır.
Ben bu ülkenin insanlarında bu umudu, gençlerimizin gözlerinde bu ışıltıyı görüyorum.
Ülkemizin dört bir yanında, çeşitli vesilelerle gittiğimiz şehirlerimizde bu kalkınma heyecanının nasıl büyük bir coşkuya dönüştüğüne bizzat şahit oluyorum.
Daha geçen haftalarda önce Erzurum’da, sonra Van’da, sonra Sivas'ta vatandaşlarımızla kucaklaştık, oralarda birçok onlarca açılışları yaptık ve devlet olarak yapmış olduğumuz bu açılışlarla birlikte halkımızın coşkusunu gördük. Türkiye’nin yaşadığı büyük değişimin gururunu, sevincini, mutluluğunu paylaşma imkânı bulduk.
 
Ve KÖYDES projeleriyle ta köylere kadar uzanan o yolların o suların ve bundan dolayı bizlere evet Allah sizlerden razı olsun artık yolumuz da var sularımız da akıyor diyen vatandaşlarımızı gördük.
Her üç vilayetimizde de tamamlanan önemli yatırımların, okulların, hastanelerin, yolların, toplu konutların, altyapı üstyapı yatırımlarının bu şehirlerimizi geleceğe hazırlayan nice tesislerimizin açılışlarını toplu olarak gerçekleştirdik.
Türkiye’nin nasıl adım adım, nasıl şehir şehir, nasıl tesis tesis büyüdüğünü, kalkındığını, geliştiğini bir kere daha müşahede ettik ve umudumuza umut kattık.
Bu sinerjiyle, bu duygu birliğiyle felaketlerin eşiğine kadar gelmiş bir ülkeyi dünyanın en çok umut veren, gelişmeye, büyümeye, ilerlemeye en açık ülkesi haline getirdik.
Ortak hedefimiz güçlü, müreffeh, aydınlık bir Türkiye idealidir.
Ve burada özellikle son olarak gerek Ağrı’da, gerek Van’da, Şanlıurfa’da, buralardaki sel felaketlerinde ebediyete intikal eden vatandaşlarıma bu vesileyle tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Geride bırakmış oldukları kederli ailelerine şahsım, milletim adına başsağlığı diliyor, sabırlar diliyorum.
Bu sözlerle konuşmama son veriyor, önümüzdeki seçim sürecinin ülkemize, milletimize ve demokratik hayatımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Aslolan Türkiye'nin kazanmasıdır.
Aslolan milletimizin kazanmasıdır.
Herşey Türkiye için diyor, sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum
 
 
 
BASINDAN HABERLER
1 Haziran 2007 AK PARTi GENEL BAŞKANI VE BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN AK PARTi GRUP TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMANIN TAM METNİ için tıklayınız

31.05.2007 BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN ULUSA SESLENİŞ KONUŞMASININ TAM METNİ için tıklayınız

 
VİDEOLAR
 
E-Posta adresinizi kaydettinizmi?
 
 0 242 - 123 45 67
 0 599 - 234 56 78
 bilgi@akpartimilletvekilleri.com
E-posta göndermek için tıklayınız
 
İstatistikler
 
 
Ana sayfam yap
Sık kullanılanlara ekle
 
© 2008 MAY WEB YÖNETİM SİSTEMİ  TM
Websitesi & Sınırsız Trafik & Alan adı & 20 E-Posta adresi & Hepsi BedavaPartimiz
Genel Başkanımız
Hakkımda
Görevler
İrtibat
AKP (il) adayları
AKP tüm adayları
Faydalı linkler
Ziyaretçi defteri